12 Mart 2022 Cumartesi

Rocky Balboa

 1. Önce malum mevzu:

- "Kitap ne oldu hocam?"
- "I'm on it!" (Slowly but surely!) 🥰

 

2. Üç haftadır Nazilerle ve Holokostla uğraşıyorum... 11 sene önce birkaç ay oturmuş ve soykırım literatüründen binlerce sayfa okumuştum. O zaman aldığım notlara baktım... O günden bugüne yapılan birkaç yeni çalışmayı okudum... Yeni notlar aldım... Sonra oturdum iki yepyeni bölüm yazdım... İçim dışım Auschwitz, Treblinka falan oldu! Ama önceki gün yeniden okudum yeni yazdığım bu iki bölümü... Sonra da, "Ne iyi etmişim de yazmışım!" dedim! 😎

5 Temmuz 2020 Pazar

"Bu herif anama sövdü Hakim Bey, lütfen tutuklayın!"

1. Önce, serserinin biri, Selahattin Demirtaş'ın eşi Başak Demirtaş hakkında bir tvit attı. Dul ya da kocası uzakta olan kadınlara eskiden beri söylenen ve Türkiye'de maalesef her an her köşede rastlanabilecek denli sıradan ve bayağı bir sözdü. Adamı bulup tutukladılar.

2. Ardından, bir başkası Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni doğum yapan kızı Esra Albayrak'ın eşi Berat Albayrak'ı kast ederek, "Hani karısı kovmuştu evden, bu çocuk kimden peki?" dedi. Onu da bulup tutukladılar.

3. 80 küsür milyonluk ülke... Kim bilir her gün daha kimler neler neler diyordur... Eskiler, "Milletin ağzı torba değil ki büzesin" diye boşuna söylememişler. Ama bu iki tvit bir şekilde mercek altına girdi, ve olan bunları yazanlara oldu. Böyle laflar eden her serseri tutuklansa, herhalde dışarıda pek kimse kalmaz. Hele de Türkiye gibi bir yerde... Hatta, kahvehanelere gizli kamera ve mikrofon konsa, oralar da iyice boşalır. Ne var ki, çoğu insan konuya böyle yaklaşmıyor. Hatta bu sefer hem HDP'li hem de AKP'li bir kadına dil uzatılınca, "suçlular" aleyhine daha geniş bir mutabakat oluştu. Ailelerin, kadınların ve hatta yeni doğmuş bebeklerin namusuna bu şekilde dil uzatan kendini bilmezlerin cezalarını bulmaları istendi!

12 Mayıs 2020 Salı

Tesettür ve Dans

Öncelikle bkz., tartışmalara neden olan video ve videoyu paylaşan tvitteki yorum.

1. Bu konuda HERKES haklı. Yani, eleştirenler de haklı, eleştirenleri eleştirenler de.

2. "Tesettür bu değil" diyene niye kızıyorsunuz? Tesettür elbette bu değil! İlle de kızacaksanız, tavırlarını yeterince muhafazakar bulmadıkları kadınlara çirkin sözler söyleme ve onları daha geleneksel davranmaya zorlama hakkını kendinde görenlere kızın.

3. Kadın Lübnanlı bir dans hocasıymış! Bkz.: Instagram hesabı. Ama karma evliliklerin artması nedeniyle özellikle Batıda böyle karma kültürlü çok aile var artık. Buradaki asıl konunun kültür olduğunu zannediyorum. Bir düşünelim: Bu hanımefendi kalçalarını Türkiye'deki bir düğünde çalkalasa, BU KADAR tepki gelir miydi? Biraz abartırsa burun kıvıranlar olurdu elbette, ama "Artık bizden olmuş, bizim gibi oynuyor" diye sevinen de az olmazdı!

23 Mart 2020 Pazartesi

İslam, Bilim, Virüs, Kumaş

1. Geleneksel İslam'ın bilim ile arası aslında hiçbir zaman iyi olmadı. Belki daha da kötüsü, günümüz İslamcılarının ciddi bir kısmının bilimin ne olduğunu bile aslında pek bilmiyor olmaları. "İlim Çin'de bile olsa gidip alınız" gibi ifadelerden hareketle İslam dininin bilime önem verdiğinin savunulabiliyor olması, aslında bilim konusundaki yaygın cehaletin bir sonucu. (Ancak bu cehalet İslami kesime özgü değil, Türkiye'nin her kesimi için geçerli olan genel bir durum.)

5 Şubat 2020 Çarşamba

İnanmak ve Bilmek

Link 1: Mücahit Bilici'nin "Sahte Peygamber Mümkün Mü?" başlıklı yazısı.

Link 2: Bursa Ülkü Ocakları'nın bir zamanlar bir kitap fuarında gerçekleştirdiği protesto eylemi.

Yazının ve videonun akla getirdiği bazı yaygın davranışlar:
  • Aleviye Ali'yi öğretmek
  • İsevi'ye İsa'yı öğretmek
  • İslam'ı en iyi Türklerin anladığını düşünmek
  • İslam'a dair neredeyse hiçbir şey bilmeyen ultraseküler Türklerin dahi zaman zaman "gerçek İslam"dan bahsetmeleri
Benzeri tavırlarla Bahaullah'ı ya da Gulam Ahmed'i sapık addetmek de yaygın. Ama halbuki yahudiler ve hristiyanlar tamamen aynı "argüman"larla Hz. Muhammed'i reddediyorlar. O zaman aradaki fark ne?

Türkiye'deki ve dünyanın pek çok yerindeki bazı insanlar nasıl oluyor da yakın ve uzak geçmişte kimlerin elçi olduklarını ve olmadıklarını bu kadar kolayca bilebiliyorlar? Tabii soru daha farklı bir şekilde de sorulabilir: Bazı insanlar nasıl oluyor da, İsa, Bahaullah ve Gulam Ahmed'e olan inancın, Hz. Muhammed'e olan inançtan çok farklı olmadığını, çoğu inancın aslında bir anlatıya, bir hikayeye olan duygusal bağlılık olduğunu fark edemiyorlar?

31 Ocak 2020 Cuma

Sosyal Bilimler ve Okumayı Öğrenmek

Türk eğitim sisteminin yapısı nedeniyle, sosyal bilimler ezber derslerinden ibaret zannediliyor. Yaygın yaklaşım kabaca şöyle: "Merak ediyorsan, sosyal bilimleri oturur kendi başına da okur öğrenirsin. Onca yıl ezber dersleriyle uğraşıp bir de üstüne para vermeye ne gerek var? İşe yarar, para getirir bir bölümü bitir, sonra sosyal bilimleri hobi olarak yine oku, genel kültürünü artır."

Belki biraz bu yaklaşımın, biraz da kalitesiz YÖK eğitiminin etkisiyle, Türkiye'de ortalık otodidakt içtimaiyatçılarla, siyasetbilimcilerle dolu... Hepsi kafasına göre bir şeyler yazıyor, konuşuyor, ve de hitabet ve ikna kabiliyetine göre taraftar buluyor.

Üniversite eğitiminde sadece tıp ve mühendislik gibi alanları değerli görmek, aslında gelişmemiş ülkelerde hakim olan kalkınmacı zihniyetin bir yansıması. Yani Türkiye'ye özgü bir durum değil. Çoğu üçüncü dünya ülkesi bu ayarda. Sosyal bilimlere, gelişmekte olan dünyanın ekseriyetle elit kesiminin çocukları ilgi gösteriyor. Bu ülkelerdeki ezici çoğunluk, beşeri çalışmaları ve sosyal bilimleri (ekonomi gibi bir iki branş haricinde) çok fazla ciddiye dahi almıyor.

30 Ocak 2020 Perşembe

Ne Zalim Komutan O Komutan! Ne Zalim Asker O Asker!

Rise of Empires: Ottoman (2020), II. Mehmed'in İstanbul'u fethini konu alan ve 40'ar dakikalık altı bölümden oluşan dört saatlik bir dizi. Yönetmen Emre Şahin. Ana rollerin çoğunda Türk oyuncular var. Dizi, zaman zaman görsel anlatıya ara vererek Türkiye'den ve dünyadan uzman görüşlerine yer veriyor.

Dizide Akşemseddin yok. Ulubatlı Hasan yok. Dolayısıyla, hamaset yok, masal yok. Sadece tarihi verilere odaklanılmış. Her rahatsız edici veri üzerinde yeterince durulduğunu söylemek zor. Ama 1453 konusunda bu kadarına dahi rastlamak kolay değil.

Peki bu şekilde davranınca nasıl bir yapım ortaya çıkmış?

Belki en belirgin farklılık, Bizanslıları İstanbul'u adeta işgal etmiş bulunan kötücül haçlılar olarak sunmak yerine, "Acaba o esnada surların diğer yanında neler oluyordu?" sorusuna gerçeğe daha yakın cevaplar vermeye uğraşmış olmak. Neticede, o gün itibariyle Bizanslılar yurtlarının son kalesini kurtarmaya çalışıyorlar. Köşeye sıkışmış vaziyetteler ve hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Dolayısıyla, "Başımıza neler gelecek?" korkusu içinde olan gariban insanlara ve Katolik dünyadan medet uman çaresiz yöneticilere şahit oluyoruz. Yaygın milliyetçi ve İslamcı anlatılar bu gerçekleri tersyüz ediyor.

HAKKINDA

Serdar Kaya'nın müsvedde defteri.

Bu blogda yayınlanan yazılar, belli aralıklarla derlenip derinsular.com adresinde dosyalanır.

Blog isminin ilham kaynağı için, bkz.:
Gangs of Wasseypur (2012)


Twitter (English Account) Twitter Facebook